Makinelerin ruhu olabilir mi? Ya da insanın zihinsel varlığı dijital olarak modellenip aktarılabilir hale gelebilir mi? Zaten bilim çevrelerince mümkün görülen bu teoriye güvenirsek olasılıkların boyutları hakkında düşünmeye şimdiden başlamak gerekiyor.
Ray Kurzweil popüler kitapların yazarı bir bilim adamı ve fütürist. Fütürizm bilimsel bir yöntemle teknolojik, sosyolojik hatta kozmik gelişmelerin olası seyrini hesaplayarak gelecek hakkında tahminler ortaya koyma bilimidir. Kurzweil yapay zeka, transhumanizm ve yapay zihin üzerine ciddi öngörüleri olan bir fütürist.
Kurzweil aynı zamanda retinadan optik olarak karakter tanıma kavramının da mucididir. Yani fikirleri hayata da geçmiş bir insan. Kurzweil yapay zekâ teknolojisinin büyük bir ilerleme sağlayacağını ve sonunda bir insan zekasına hatta zihnine eşit bir modelleme yapılabileceğini öngörüyor. Hatta ruhu olan makinelerden söz ediyor. 1999 yılında Age of the Spiritual Machines(Ruhani Makineler Çağı) isimli eserinde insan bilincinin tamamen dijital olarak modellenebileceğini öngörüyor.
Bu noktadan itibaren karşı karşıya olduğumuz kavram gerçekten korkunç. Ruhları ya da daha doğru bir tanımla bilinçleri olan makinelerin dışında dijitalize edilebilen insanlardan da söz ediyor.
Kurzweil ’in üzerinde durduğu bir başka husus da transhumanizm. Yani teknolojik olarak yükseltilmiş ve teknolojik donanım ve yazılımla uyumlu çalışabilen insan.
Bu kavram genelde çeşitli fiziksel engellerin teknolojik eklentilerle giderilmesi konusunu kapsar. Örneğin sonradan edinilmiş körlüğün sibernetik gözle tedavi edilebildiğini artık biliyoruz. Ama burada bir önceki teoriyle birlikte düşündüğümüzde benim aklıma takılan başka bir husus var. Zaten dijitalize edilebilen insan zihni bir de bir yazılımla konuşturulabilir hale gelirse ne olur? Matrix filmindeki gibi bir anda kung-fu ya da helikopter pilotluğu da öğrenilebilir ama bundan da ötesi var. Bir başkasının zihni aniden bizim benliğimizin yerini alabilir. Kısacası bizim donanımımıza bir başka yazılım yüklenebilir ve belki bunun farkına bile varmayız. Bir başkası olabiliriz.
Acaba şu anda bu satırları okuyan siz misiniz?